24 Şubat 2014 Pazartesi

Birazcık

Anakara'da yağmur var. Toprağın kokusu var.
Yağmur ne güzel şey... 
Hüzün var, umut var, yarın var, dün var, bugün var havada... Olan var, olamayan var. Kötü insanalar, iyi insanlar var yağmurda. Arkadaşlar var, sohbet var. Kızdıklarım, kırgınlıklarım var. Hiç aklımdan çıkmayanlar var. İçime sindiremediklerim var. Çünkü yapılan haksızlıklar var. Bir de güzel Bülent Ortaçgil var kulaklarımda.


Benim aklımda hep yağmur var...

17 Şubat 2014 Pazartesi

Yarınlara inanmamak

İyi ki kitaplar var!
İyi ki kitaplar, şairler, şiirler var.
Yoksa bu ülke hep cehennem...
Kitaplar, bu ülkede yaşarken kaçıp sığınabileceğimiz limanlar gibi...
Onları okurken  başka bir dünyanın olduğuna inanmak...
Ama kitabın sonunda bu ülkede yaşadığını tekrar hatırlamak...
Niye bu kadar çok haksızlık var, niye bu kadar çok kötü insan var bu ülkede?
Umut hiç mi bu ülkenin semalarında dolaşmaz? Hep hayal kırıklığı mıdır gökten bizim payımıza düşen?..
Bu ülke hep cehennem...


There is Another Sky

There is another sky,
Ever serene and fair,
And there is another sunshine,
Though it be darkness there;
Never mind faded forests,
Never mind silent fields-
Here is a little forest,
Whose leaf is ever green;
Here is a brighter garden,
Where not a frost has been;
In its unfading flowers
I hear the bright bee hum:
Prithee, my brother,
Into my garden come!

Emily Dickinson


Gerçekten başka bir dünya, başka bir gökyüzü mümkün müdür? (Fotoğraf: Van Gogh Alive sergisinden)



14 Ocak 2014 Salı

Bi dünya dert

Yalnızlık...
Yalnızız aslında. Elini tutuğumuz ya da elimizi tutan biri olsa da olmasa da yalnızız. Başka türlü bir yalnızlık bu... Gece çöktüğünde, koca şehir şehir sus pus olduğunda ve uyku yine bizim kıyılarımıza uğramadığında; düşüncelerimizde, olanlarda, olmayanlarda, pişmanlıklarımızda yalnızız ya da yalnızım. Kendini anlatamamanın yalnızlığı bu. Bu kadar iç içe yaşarken, aslında biraz da yalnız kalmak istemenin yalnızlığı bu...
Son bir kaç yıldır olduğu gibi yine üst üste geldi. Ne kadar doğru yapsam da sonucun hep kötü olması alışkanlık oldu. Bunu anlatamamak en yakınlarına bile, işte en çokta bu insanı sarılmak duygusuna yaklaştırıyor. Öyle tanımadığın birine, sadece içimden geçenleri söylesem sonra sarılsam ve sonra desem ki bak ben sana içimden gelen, tutmadığım, engel olmadığım herşeyi söyledim; şimdi sen de bir başkasına söyle içindekileri o da bir başkasına... sonra anakaranın sokaklarına söyleyelim içimizdekileri hep beraber, dolaşsınlar anakaranın sokaklarında. kızılaya gitsinler oradan karanfile uğrasınlar sonra yukarı doğru çıksınlar besterkardı, tunus caddesiydi derken kuğulu parka ulaşsınlar. oradan süzülsünler taa egeye kadar. denize dalsınlar kıyıdan sonra okyanusa karışsınlar ve bütün kıtalara yayılsınlar, herkes söylesin, daha çok söylesin, kimse tutmasın içinde... sonra biz uzaya çıksak baksak dünyaya, o kocaman dünyaya! uzaydan bakınca sadece bir toplu iğne başı kadar dünya, bütün dertleriyle tasalarıyla bir toplu iğne başı kadar. Peki gerçekten bu kadar küçücük olur mu bizi üzen şeyler, bir iğnenin ucu kadar mıdır? Eğer öyleyse niye bu kadar acıtıyor, üzüyor insanı; niye bu kadar az söyleyip az yazıyoruz. Halbuki tam da bunun için yazmak istemiştim. Yazdıkça beni üzen ne varsa içimdeki fezada kaybolsun diye...
Artık sormuyorum güzel olacak mı diye. Anladım ki ne kadar uğraşsam ne kadar çaba harcasam da hayatın benim için o kadar farklı planı var. İçimden geçenleri kaldırıp koyuyorum masaya, sığmıyor taşıyor odadan sokağa. Her ne kadar şehrin ışığından yıldızlar belli olmasa da ayın ışığı yol gösteriyor onlara. Kainata doğru yol alıyorlar. Uzaydan bakacaklar dünyaya, dünyadakilere, gerçekten bir toplu iğne başı kadar mı diye!..


Masa Da Masaymış Ha

adam yaşam sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu

Edip Cansever

3 Ocak 2014 Cuma

Elde ne vardı?..

Çok kırgınım...
Çok kızgınım...
Çok öfkeliyim...
Çok üzgünüm...
Bir kez daha ve bir kez daha yine aynı sonuç... Hep hayat bizden çalıyor. Her gün yeni bir oyunu ve yeni bir düş kırıklığıyla çıkıyor karşımıza.
O kadar çok şey var ki söylemek istediğim, hepsi boğazımda düğümleniyor ve hiçbirini söyleyemiyorum!..

Ben daha fazla böyle devam etmek istemiyorum.

2 Ocak 2014 Perşembe

Anakara'da sabaha karşı

Yemek yemek!

Yemek yemek insanı mutlu eder mi?.. Ya da unutturur mu bazı şeyleri. Ben çoğunlukla bu iki amaç için yemek yerim. Biyolojik önemi daha sonra gelir benim için. Ama işe yarayıp yaramadığından emin değilim. Yine unutmak için buzdolabının karşısına geçtim. Dünden kalan yılbaşı pastası hemen gözüme ilişti. Hani yeni bir yıla girdik ya dün, yeni yılın pastası. Sizde de böyle adetler var mıdır? Her yılbaşında olmasa bile yılbaşı akşamlarının çoğunda bir yılbaşı pastası keseriz. Tam yeni yılına girerken, saat tam 12.00'de... Yeni yıla girmek için geri sayım başladığında ondan geriye doğru sayar ve hep birlikte pastanın mumlarını üfleriz. Niye böyle bir şey yaparız bilmem. O mumlarla birlikte eski yıldan gelen acılar, üzüntüler, umutsuzluklar, düş kırıklıkları da sönüp gider mi bilmem. Ama ben bunları dilerim içimden. Yeni yılın yeni acılar, yeni umutsuzluklar, yeni üzüntüler getireceğini bilmeme rağmen yine de bu umutlarla üflerim o mumları...



ve güneş doğarken hiç umut yok mu
umut umut umut... umut insanda.

                                     Nazım Hikmet


Pastayı da limonlu diye almıştım ama o da klasik çikolatalı pasta çıktı. Çok severim limonlu yaş pastayı ama bulması biraz zor. Çocukluğumdan gelen bir tat, eski bir tanışıklığımız var yani. Her insan gibi ben de çocukluğumu hatırlatacak şeyler arıyorum. Neyse... O kadar çok unutacak şey vardı ki tekrar geçtim buzdolabının karşına. Yine dünden kalan bomonti bira gözüme ilişti ve yanına da yarısı dün yenmiş patates cipsi... Bomonti biranın bu kadar nostaljik olmasından mıdır nedir, diğer biralara nazaran bana daha sempatik gelir. Gerçi ilk üretilen bomontiyle arasında pek alakası olmasa da yine de bomontiyi daha çok severim. Bir de bunların üstüne bir toblerone patlattım. Unutmak içindi hepsi ama daha çok hatırladım. Kendimi daha çok dinledim ve sonuçta daha çok kilo aldım. Olsun sizin ve unutmak isteyenlerin şerefine kaldırdım kadehimi ve daha çok uykusuz geceye...

Gün dönümleri yeni umutlar getirsin hepimize!



God on high
Hear my prayer
In my need
You have always been there

31 Aralık 2013 Salı

İyi Yıllar!!!


Mütevazi yılbaşı ağacımın altından sesleniyorum size, matruşkaların hemen yanından... Ağacım mütevazi olsa da hayallerim, umutlarım büyük. Dibinde bir ayakkabı kutum yok ama belki bu gece bırakır noel baba. Kaç gecedir bekliyorum fakat sanırsam boş bir ayakkabı kutusu da bırakmayacak bu noel baba...

Yeni bir yıla girerken yeni bir başlangıç oldu benim için blog yazarlığı. Söyleyeceklerim vardı elbet, belki de yazmak bunun en iyi yoluydu. Aynı zamanda okumaktı da blog. Başka başka dünyaları görmek, o dünyaların denizlerinde yüzmek. Onların evrenindeki yıldızları da görmek, kısacası keşfetmek. Benim gibi bir okuma meraklısı hele ki en büyük arzusu dünyayı gezmek olan bir meraklı için blog yeni bir dünyaydı. İtiraf edeyim evet geç oldu blog dünyasını keşfetmem, tabi ki de blog yazarlığını biliyordum ama hiçbir blogu düzenli takip etmiyor, açıp okumuyordum. İki günde onlarca yazı okudum. Değişik kalemler gördüm. 

O yüzden ilk önce yazanların, söyleyecek sözü olanların yeni yılını kutlamak istedim.

Hepiniz için çok güzel bir yıl olsun! 

Herkesin farklı dilekleri vardır yeni yıla dair. Bense daha fazla kitap ve daha çok zaman istiyorum onları okumak için. Güzel anılar biriktirmek istiyorum. Daha çok tiyatro görmek, daha çok fotoğraf çekmek istiyorum. Gördüğüm yerler arasına bir yenisi eklemek, dünyayı gözümde küçültmek istiyorum. Tabi kariyerime dair istediklerimi de hemen ekliyorum bunların yanına, özellikle doktoraya dair olanları... Bu kadar çok dileği kabul eder mi tanrı? Ya da bu kadar çok dilek arasında benimkileri de duyar mı? Bilmiyorum... Ayinim okumak, ibadetim düşünmekti. Hayallerime taptım sıklıkla... Bunlar için tanrı kızar mıydı insana? Bence kızmazdı. Yüreğinde sevgi olan, düşünen insandan ne zarar gelirdi ki.. İyi insanları severdi tanrı, zaten bunu öğütlemiyor mu bize! İyi olun, güzel olun... Bir de yeni yılda iyi, güzel insanlar daha da çoğalsın. Daha çok olsun hayatımızda ki dünya daha güzel bir yer olsun.

Hepinize şahane, mutluluklarla dolu bir yıl dilerim! Ve benden size bir şarkı gelsin...